Bir hayal ormanı…

0
37

Kimse sıradan olmayı sevmez. Sıradan yani her hangi biri… Diğer bir deyişle yeri kolayca doldurulabilen, eksikliği hissedilmeyen, varlığıyla yokluğu bir olan ve tek bir ayırdedici özellikten bile mahrum kalmış biri…

Düşünsene, parktaki bank gibi mesela. Belediye buradakini kaldırmış mı ne gam, on adım ileridekine gidip oraya oturursun. O da olmazsa havuz kenarına yerleşirsin. Hiç olmadı başka parka gidersin. Bir mor salkım değil o, her yıl söz verdiği zaman gelip daha önceki senelerin güzel anılarını da yanında getiren… Gövdesiyle odanın camına, kokusuyla ruhuna sarılan bir güzel kokulu duygu bohçası değil ki senin için farklı ve özel olsun, hayatında iz bıraksın ve sende bazı hisler uyandırsın.

Sıradan olanlar sıradışı olanları sevmez.

Çünkü sıradışı olan, farklı olandır. Vasat değildir o, zaten alelade olmak istese bile bunu becermek elinde değildir. Gürül gürül içinden geleni kulaktan dolma bilgilerle perdeleyip olmadığı biri gibi davranamaz. Etrafındakilerden yıldıysa herkes gibi davranmayı dener belki ama başaramaz.

Eskiden “normal”lerin “anormalleri” (yani sıradanların sıradışı olanları) farklı oldukları için sevmediklerini, kendi varlıkları için tehdit kabul ettiklerini ve anlamadıkları için onlardan korktuklarını zannederdim. Ama galiba bu, meselenin sadece bir kısmıymış. O sevgi ve empati eksikliği, korku ve güvensizlik hissi bir başka negatif duyguyla daha işbirliği yapıyormuş meğer: Kıskançlık!

Düşünsene, kıskanıyorsun çünkü o “özel” ve sen değilsin. Onu özel yapan ne, bu özellik sana ne katabilir, yaşam deneyimini nasıl zenginleştirebilir, sana kendine dair neler öğretebilir, neleri farkedip iyileştirmeni ya da değiştirmeni sağlayabilir? Bu soruları sorup cevaplarının peşine düşünebilirsin. Ya da kendi sığ denizinin konforunda rahatça çimmeye devam edersin, kendini zora koşacağına ona dünyayı dar edersin!

Üstüne “Hayat ne sıkıcı!” “Her gün aynı günü yaşar gibiyim.” “Rutinden çok yoruldum” diye homurdanmak da cabası! Sen anaokulundan başlayarak herhangi bir yanıyla azıcık çizgi dışı olan her fidanı bütün gücünle hırpala sonra niye bu orman bu kadar tekdüze? Oh, ne ala memleket!

Bir anlaşma yapalım hadi o zaman.

Kimse “anormal, değişik, deli, garip, acayip, bir hoş, farklı” gibi sevgi sözcükleriyle anılanlara dokunmasın birkaç kuşak. Sonra bir gün bir uyanıp bakalım ki bir orman olmuş bizim oralarda… İçinde olmayan ağaç yok, yetişmemiş çiçek yok… İrili ufaklı bitkiler, çalılar, otlar, yeşilin her tonu… Aralarda binbir çeşit börtüböcek, hayvanlar, renk renk, çeşit çeşit, birbiriyle dost ve uyum içinde…

Hatta onlar da yetmezmiş gibi konukları gülümseyerek karşılayan kuşlar, şeffaf dev kanatlı kelebekler… Şarkı mırıldanarak tohum toplayan çiçek perileri… Derdi olana kucak açan Doğa Ana’nın evi… Dört bir yanda billur sularla dolu gölcükler suya atlamak isteyenler için, ışıltılı şırıl şırıl dereler… İsteyene uğultulu tepeler… İsteyene gökkuşağı dağları… Ve tabii unutmadan, her zevke, her bedene uygun banklar! Çünkü bu ormanda hepimize yer var!

Icimdekalacagina – Kişisel Blog

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here