Sinema Filmi: Siyah Giyen Adamlar / Global Tehdit

0
35

Siyah Giyen Adamlar (SGA) yerküreyi kapsayacak şekilde genişlemiştir, tıpkı evrenin kötü adamları gibi. Ve bizleri güvende tutmak için, ödüllü Ajan H (Chris Hemsworth) ve kararlı çaylak M (Tessa Thompson) ortak olurlar –sıradışı olsa da bu ortaklık işe yarayabilir. SGA ajanları da dahil olmak üzere, herhangi birinin şekline girebilen yeni bir uzaylı tehditle karşı karşıya kalınca, ikilinin güçlerini birleştirerek örgütlerini ve nihayetinde de dünyayı kurtarmak üzere tüm yerküreyi kapsayan bir maceraya beraberce atılmaları gerekir.

Aramızda başka gezegenlerden uzaylıların yaşadığı fikri üzerine inşa edilmiş olan “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit” yeni ajanlar, yeni silahlar ve mekanlarla sinemaseverlerle buluşurken, günümüzün en aranan, en yetenekli oyuncularından bazılarını bir araya getiriyor: Başkarakterler Ajan H ve M’i canlandıran Chris Hemsworth ve Tessa Thompson; SGA örgütünün yöneticisi rolünü bir kez daha üstlenen Emma Thompson; ayrıca, kilit rolleri üstlenen Liam Neeson, Rebecca Ferguson ve Kumail Nanjiani söz konusu bu isimler arasında yer alıyorlar.

https://www.youtube.com/watch?v=PUG3g7rxOrA

1997 yapımı “Siyah Giyen Adamlar”la başlayarak her dört filmin yapımcılığını üstlenmiş olan serinin “koruyucuları” Walter F. Parkes ve Laurie MacDonald yapımcılık görevini bir kez daha üstlenirken, yönetmen F. Gary Gray’i de ekibe kattılar. Gray destansı aksiyon ve gerilimleri (“The Fate of the Furious”), çılgın komedileri (“Friday) ve sarsıcı dramaları (“Straight Outta Compton”) yönetmiş bir sinemacı olarak SGA’nın bu son filmine boyut, kahkaha ve benzersiz bir vizyon kattı. “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit” senaristleri Art Marcum ve Matt Holloway daha önce “Iron Man”i –o filmin tarzının da ilham kaynağı SGA serisiydi– kaleme alarak Marvel Sinema Evreni’nin ortaya çıkışına katkı sağlamışlardı. Aslında, yaratıcılığı ve yenilikçiliğiyle tanımlanan SGA serisinin tarzı; komedi, bilimkurgu ve maceranın bir bileşimidir. Bu bileşim, SGA’nın ardından gelen başka serilere de önayak olmuştur.

Columbia Pictures; Tencent Pictures işbirliğiyle, bir Amblin Entertainment Parkes+MacDonald Image Nation ortak yapımı olan, F. Gary Gray filmi, “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”i sunar. Başrollerinde Chris Hemsworth, Tessa Thompson, Kumail Nanjiani, Rebecca Ferguson, Rafe Spall, Emma Thompson ve Liam Neeson’ın yanında “İkizler”in –Laurent Bourgeois ve Larry Bourgeois– bulunduğu filmi F. Gary Gray yönetti. Filmin yapımcılığını Walter F. Parkes ve Laurie MacDonald; yönetici yapımcılığını ise Steven Spielberg, Edward Cheng, Howard Chen, E. Bennett Walsh, Riyoko Tanaka, David Beaubaire ve Barry Sonnenfeld üstlendi. Art Marcum ve Matt Holloway’in kaleme aldığı film, Lowell Cunningham imzalı Malibu Comic’e dayanıyor. “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”in görüntü yönetimi ASC’den Stuart Dryburgh’ün, yapım tasarımı Charles Wood’un, kurgusu ACE’den Christian Wagner ve Zene Baker’ın, kostüm tasarımı Penny Rose’un, müziği ise Danny Elfman ile Chris Bacon’ın imzasını taşıyor. Filmin görsel efektler amirliğini Jerome Chen yaptı.

Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit Afiş

SİYAH GİYEN ADAMLARLA TANIŞIN – VE KADINLARLA

Serinin dünya çapındaki hayranlarının bildiği gibi, Siyah Giyen Adamlar (SGA) bizim dünyamızdan olmayan varlıklarla temas kurmak üzere hükümetin oluşturduğu bir örgüttür. SGA yeryüzünde uzaylı faaliyetlerinin yetkilendirmesini, denetimini ve polisliğini gerçekleştirerek, gezegenimizi vatandaşların hayal bile edemeyeceği ve asla bilemeyeceği şekillerde korur; uzaylıların iltica işlemlerini yapar. Dünya dışı teknoloji yardımıyla geliştirmiş yüksek teknoloji ürünü silahlarla donanan ekibin en kullanışlı aygıtı Nöralizör’dür. Kaleme benzeyen bu aygıt yaydığı ışınla uzaylılarla bağlantısı olmuş herkesin hafızasını silerek SGA’nın sırrını güvende tutar, tanıkların birimin varlığını bir söylenti ya da bir déjà vu olarak algılayıp, akıllarından savuşturmalarını sağlar.

Bu mitoloji yeni film “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit” için çok önemli olsa da, yapımcılar yeni öğeler ekleyerek bu mitolojiyi genişlettiler. “Önceki filmlerle aynı evrende olabiliriz ama artık ilk üç filmin geçtiği New York şehrinin ortamlarıyla sınırlı değiliz” diyor Parkes ve ekliyor: “Yeni bir uluslararası çizgimiz, yeni bir takım karakterlerimiz var. Ayrıca, SGA’nın çiçeği burnunda ajanı M’i (Tessa Thompson) örgütün en büyük ve zorlu görevlerinden biri için birimin en üst düzey ajanıyla ortaklık yaparken izliyoruz”. 

M olarak geçen bu genç kızın gerçek ismi Molly’dir. O ve anne babası bir başka dünyadan ziyaretçilerle yakın bir karşılaşma yaşamıştır. SGA’nın hafıza silen Nöralizör’ünden kurtulmayı başaran Molly, yeryüzündeki uzaylılara ve onlarla hayatını değiştiren karşılaşmanın hemen ardından evlerini ziyarete gelen siyahlı adamlara ilişkin gerçeği keşfetmeye kararlı, hatta takıntılıdır. Boş zamanlarının tamamını yanıtlar arayarak geçirir ve yıllar sonra New York’taki SGA birimini keşfeder. Molly’nin SGA kumanda merkezine gizlice girebilen tek kişi olmasını sağlayan zekası ve dedektiflik yeteneğinden etkilenen Ajan O (Emma Thompson) genç kadını ajan yapar ve ona yeni bir kimlik atar: M. 

SGA’da kariyer basamaklarını tırmanmaya istekli olan M, H’le (Chris Hemsworth) ortak olabilmek için planlar yapar. Ciddi anlamda kasıntı biri olan efsanevi ajan H bir keresinde zadece zekasını –ve De-atomizer’ını– kullanarak dünyayı kurtarmasıyla ünlenmiştir. İkilinin ilk görevi uzaylı kraliyet üyesi Vungus’la buluşup ona dünyayı ziyareti sırasında iyi vakit geçirmektir. Fakat lüks bir gece kulübüne gelmelerinden birkaç dakika sonra, Vungus suikaste kurban gider. H ve M, Vungus’un tüm galaksileri yok edebilecek kapasitede bir silah sakladığını keşfederler. Şimdi, Kovan olarak bilinen, kötü şöhrete sahip, aşırı saldırgan bir uzaylı türü, iki kötü kalpli ve inanılmaz akrobatik kiralık katilin öncülüğünde dünyanın gücünü ele geçirmek için bu gezegende toplanmışlardır. 

H ve M suikastçilerin Vungus’un yerini nasıl bilebildiklerine anlam veremez ve bu gizli bilgiyi SGA içinden birinin sızdırdığından şüphelenirler. Yok edici silah yanlış ellere düşmeden önce katili bulmak ve köstebeği gün ışığına çıkarmak zorunda olan ikili bu dünyayı kurtarma görevinde kendilerini Londra’dan Fas’a, İtalya’dan Fransa’ya uzanan bir serüvenin içinde bulurlar.

ONLAR SİYAH GİYMİŞ ADAMLAR VE KADINLAR

Chris Hemsworth’ün canlandırdığı Ajan H yeteneklerinden ve inanılmaz yakışıklı görünümünden dolayı SGA bünyesinde büyük takdir görmektedir. Yıllar önce, H ve High T (Liam Neeson) isimli başka bir ajan gezegeni uzaylı tehdidinden kurtarmışlardır. H o zamandan beri bu başarısının üstüne yatmış, bazılarına göre biraz fazla gevşek ve aşırı özgüvenli olmuştur. Hemsworth bu konuda şunları aktarıyor: “H artık başına buyruk hareket etme gücünü ve hakkını kendinde buluyor. Özgüveni tavan yapmış durumda, tıpkı mizah anlayışı gibi. İşleri kitabına uygun yapmaktan kaçınmayı seçiyor. Bu durum birimdeki diğer ajanları gıcık ediyor. İşte bu yüzden, SGA’da biraz sürtüşme var. H uzun süredir paçayı sıyırıyordu; artık kendine gelmesinin zamanıdır”.

Parkes, H için, “Sevimli olmak için çabalamasına gerek yok. Bir göz kırpış, bir gülümsemeyle her istediğini elde edebiliyor; üzerinde SGA’nın ünlü silahı De-atomizer Seri 7 varken bile” diyor ve ekliyor: “Bazı açılardan yolunu kaybettiğini söyleyebiliriz; ve filmimizin hikayesinde onun ve M’in en iyiyi yapma konusunda nasıl birbirlerini ateşlendirdikleri yer alıyor”.

Laurie MacDonald ise şunları söylüyor: “Chris, H rolüne mükemmel oturdu ve karaktere gerçekten büründü. Karizmatik, kendiyle dalga geçen ve komik biri. Herkes bu üç özelliği bir arada taşıyamaz. Chris’in cazibesi zahmetsiz; komedi içgüdüleri güçlü; ve tüm müthiş oyuncularda olduğu gibi, perdedeki kimliğine dair olağanüstü bir anlayışa sahip”.

Hemsworth gişe devi olmuş, saygın bir film serisini devam ettirme, genişletme ve o dünyanın yeni öğelerini açığa çıkararak taze soluklu bir hâle getirme fırsatına balıklama atladığını belirtiyor: “Bu filmde daha küresel bir hava var; Londra’dan Marakeş’e, İtalya’dan Paris’e gidiyoruz. Filmimiz aksiyon, bilimkurgu ve mizahı daha geniş çaplı olarak harmanlıyor. Pek az film, bunu Siyah Giyen Adamlar kadar başarılı ve eğlenceli bir biçimde başarabildi.”

Avengers yıldızı Hemsworth filme böylesine iddialı bir boyut getirirken bile serinin imzası hâline gelmiş komik anları ve karakterlere dair ayrıntıları gözden kaçırmadığı için yönetmen F. Gary Gray’i takdir ettiğini sözlerine ekliyor: “Gary her şeyi hazırladı; SGA dünyasında gerçekten açılım gerçekleştirdi ve bizim orada koşturmamıza izin verdi. ‘Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit kesinlikle pek çok kişinin sevdiği bir efsanenin devamı ama aynı zamanda destansı bir bilimkurgu-komedi olarak da kendi başına ayakta durabiliyor”.

Hemsworth’ü projeye çeken bir diğer unsur da, kısa süre önce ‘Thor: Ragnarok ve “Avengers: Endgame’de beraber kamera karşısına geçtiği Tessa Thompson’la yeniden birlikte çalışmaktı. “Tessa kaldığımız yerden devam etti. Canlandırdığı M karakteri iki ajan arasındaki ilişkiye zeka ve dalavere katıyor” diyor aktör.

Thompson’ın M’i birçok açıdan H’in yang’ının yin’i. “Gece ile gündüz kadar farklılar birbirlerinden; biri mantık biri duygu insanı” diyen aktris, şöyle devam ediyor: “M aklıyla, H ise içgüdüleriyle hareket ediyor. Kısacası, kökten çok farklı yaklaşımları ve öncelikleri var”. 

Senarist Art Marcum ise şunu kaydediyor: “H ile M birbirlerini tamamlıyor ve nihayetinde bir ritim tutturup gezegeni tehdit eden güçleri alt ederken hiç aksamadan işlerini yapıyorlar”.

M’le o daha M olmadan önce tanışıyoruz; henüz Molly adında, altı yaşında bir kız çocuğuyken bir uzaylıyla karşılaştığı sırada. Bu karşılaşma onun hayatında silinmez bir etki bırakarak, SGA ajanı olmasını sağlıyor. “Molly’nin o karşılaşmanın anısını takıntı haline getirmesi kendisine yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor” diyen Thompson, şöyle devam ediyor: “Molly uzaylıların aramızda yaşadığını SGA dışında bilen tek ama tek kişi. Hayatını çocukken tanıdığı bu gizemli örgütün izini sürerek geçiriyor. Molly büyük bir aidiyet duygusu yaşayacağı yegane yerin burası olacağını biliyor”.

Evren onu adeta hep olması gereken yere sürüklemiştir; şu anda orada olması gerekmektedir. “Bunun ilk filmde Will Smith’in karakteri J’in ajan seçilme şekliyle oluşturduğu tezat çok hoşuma gitti” diyor Thompson ve ekliyor: “Bu kez tam tersi oluyor ve Molly onları buluyor. Akla gelmeyecek şeyi yapıyor: İzinin sürülememesi gereken örgütün izini sürüyor. SGA ajanlardan biri olmak onun kaderinde var”. 

Molly, SGA’nın başında olan ve kendisinin bu mega gizli örgütüne sızmış kadın hakkında hâlâ şüpheleri bulunan Ajan O’ya, “Sizi bulmak 20 yılımı aldı. Ama sonuçta siz evrenin en iyi korunan sırrısınız; bu da beni bu iş için mükemmel kılıyor” der.

Thompson’ı M rolü için mükemmel kılan şey, “Kendine özgü gücü. Tessa’nın gözlerinde o doğal kudreti görüyorsunuz” diyen Parkes, şöyle devam ediyor: “Onu ‘Thor: Ragnarok’ta süper kahraman-savaşçı Valkyrie olarak, daha sonra da ‘Avengers: Endgame’deki rolünde izledim. Her hareketinin altında bir ironi vardı. ‘Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit‘in her karesinde de Tessa’ın aynı şeyi yapması gerekiyor”.

Hemsworth gibi, Thompson da Gray’in filme kattığı sürprizleri ve eğlenceyi, filmin boyutunu ve aksiyonunu sıkı sıkıya kucakladı. Aktris bu konuda şunları söylüyor: “Gary hiçbir şeyi atlamıyor. Ayrıntılara gösterdiği özen, filmin çapı ve büyüklüğüne dair anlayışı inanılmaz. Gary her an serinin efsanevi yönlerini taze soluklu fikirler ve benzersiz bir vizyonla birleştirmeyi başardı”.

Molly dünyadaki SGA’ların en tepesindeki isim olan Ajan O tarafından işe alındığında hayalini gerçekleştirmiş olur. Ajan O, Molly’nin kimliğini silip onu M olarak adlandırdıktan sonra yeni ajan için örgütün ikon hâline gelmiş siyah takım elbiselerinden hazırlatır. İlk olarak ‘Siyah Giyen Adamlar 3’te karşılaştığımız Ajan O rolünü bir kez daha üstlenen Emma Thompson şunları söylüyor: “M denen bu kadın SGA kumanda merkezine adeta elini kolunu sallayarak girmiş gibi duruyor ama aslında bu onun uzun zamandır peşinde olduğu bir şeyin sonucu. İşte o zaman, Ajan O, Molly’de özel bir şeyler olduğunu fark ediyor ve onun da takımda yer alması gerektiğine kanaat getiriyor. Hatta bence Molly ona kendisini hatırlatıyor; her ikisi de uzaya ve uzaylılara takıntılılar”. 

İşe yeni alınmış Ajan M, SGA Londra şubesine atanır. Burada High T’nin (Liam Neeson) babacan yönetimi altında olacak ve neredeyse efsane olmuş Ajan H ile birlikte köstebeği yakalama görevini üstlenecektir. High T yıllar önce H’le birlikte dünyayı uzaylı tehdidinden kurtardıktan sonra Londra yöneticiliğine terfi etmiştir. Artık emekli olmaya hazırlansa da, High T içlerine sızmış haini adalete teslim etmeden hiçbir yere gitmeyecektir. 

Neeson’ın Taken filmlerindeki aksiyon karakteriyle iyice pekişen muazzam karizması, komedideki müthiş rahatlığıyla birlikte onu High T rolü için mükemmel bir seçim haline getirdi. “O aşamada oldukça etkileyici bir görünüme sahip Chris Hemsworth’ü zaten projeye dahil etmiştik; dolayısıyla, ona denk bir aktör arıyorduk” diye hatırlıyor yönetici yapımcı E. Bennett Walsh ve ekliyor: “Sinemaseverler bu eşleşmeyi hemen anlayacak ve bunun tadını çıkaracaklar”. 

Neeson’ın daha az bilinen niteliklerine dikkat çeken Parkes ise şunu ekliyor: “Orijinal filmlerde Tommy Lee Jones’un canlandırdığı Ajan K’da olduğu gibi, High T rolüne de komedi oyuncusu değil ama komedi yapabilen birini istedik. Liam büyük komedi filmlerinde deneyimli bir oyuncu”.

Hemsworth de Neeson’ın H ile High T arasındaki dinamiğe katkısından özgüyle söz ediyor: “High T, H’in hiç sahip olmadığı baba figürü, yani aralarında çok sağlam bir bağ var. Liam bu baba-oğul ilişkisinin ve akıl hocalığının net olmasını sağladı. Bu ilişki filmin kalbinde yer alıyor”.

Köstebek avını ve ölçülemez bir yıkım getirebilecek silahın ele geçirilme çabasını tetikleyen suikastin ardından, H ve M, High T’nin denetiminde, kendilerini Marakeş-Fas’taki bir antika dükkanına götüren görevi üstlenirler. Burada, satranç taşı görünümüne bürünerek kendilerini gizleyen çok küçük yapılı bir uzaylı ırkının son üyesi olan Pawny (Piyonsu) ile işbirliği yaparlar. Pawny’nin tüm topluluğu, dünyada kendilerine yuva haline getirdikleri bir satranç tahtasının üzerinde yaşamıştır. “İsminden de tahmin edebileceğiniz gibi, Pawny’nin görevi Kraliçesini korumak. Ama suikastçiler onun ırkının geri kalanını yok ettiğinde, Pawny tek başına kalmış” diye açıklıyor BYG karakteri seslendiren Kumail Nanjiani.

Kraliçesi ölmüş olan Pawny onun yerine Ajan M’e sadakat yemini eder. Lazer silahı ve borda kancası ile onun koruyucusu olur ve M ile H’e maceralarında katılır. “Satranç tahtasının bulunduğu antikacının dışındaki dünyayı ilk kez deneyimleme olanağı bulabiliyor” diyor Nanjiani ve ekliyor: “Orasının olduğunu biliyor gibiydi çünkü orasıyla ilgili şeyler okumuş ve duymuştu ama şimdiye kadar orada yaşama fırsatı hiç olmamıştı”.

Nanjiani SGA filmlerinin uzun süredir hayranı olan bu aksiyon, bilimkurgu ve komedi dünyasına, kısmen aşırılıklarla tanımlanabilecek bir karakterle atlama fırsatından mutluluk duyduğunu belirtiyor: “Pawny’yi canlandırmak çok eğlenceliydi çünkü o hem sinir bozucu ama masum; hem alaycı ama hevesli; hem de entelektüel olarak olgun ama duygusal olarak çocuksu. O kadar minik bir karakter ki onu büyük hâle getirmek çok keyifliydi”.

Pawny’nin favori karakteri haline geldiğini söyleyen Thompson ise şunları aktarıyor: “Pawny harikulade şekilde komik ve tatlı. Aslında, bu rolü üstlenmesi için Kumail’e yalvardım; kendisini çok yakından tanımadığım halde. Onun bu rolde mükemmel olacağını biliyordum. BYG bir karakter ama Kumail uçakla gelerek sette bize katıldı ve sahneleri bizimle birlikte okudu. Bu da karakterlerin dinamiklerine kesinlikle çok şey kattı”

H en üstün yıkım silahını ele geçirilebilmek için eski sevgilisi Riza’yı (Rebecca Ferguson) ziyaret etmesi gerektiğini fark eder. Kendi egzotik adasında silah tacirliği yapan Riza, nazik, zarif, zengin ve güçlüdür… ayrıca üçüncü bir kolu olan bir uzaylıdır. Bu kol sayesinde dövüşlerini yeni bir seviyeye taşır –eski sevgilisiyle kapışmasında olduğu gibi. “Riza biraz kaçık; belki de H ile aralarındaki çekimin nedenlerinden biri buydu” diyor Hemsworth gülerek ve ekliyor: “Ama şimdi Riza onu feci şekilde haklamak istiyor”.

Riza’nın sadakati yalnızca kendisinedir ve her zaman en yüksek parayı verenle iş yapar. Son ‘Görevimiz Tehlike’ filmlerinde tehlikeli İngiliz ajan İlsa rolünde Tom Cruise’la birlikte rol alan Ferguson şu itirafta bulunuyor: “Riza’nın şeytani olduğunu söylemek istemiyorum ama birazcık da olsa kesinlikle kötü bir yanı var”.

Riza ahlaksız işlerinde çok başarılıdır ve özel adası da çok sayıdaki favori yoldaşları için bir vahadır. Ferguson onları, “Riza’nın ölesiye sevdiği, sürüngen, uçan, ürkütücü uzaylı yaratıklar” olarak niteliyor.

Ferguson’u bu role öneren kişi, bu filmde olduğu gibi Görevimiz Tehlike filmlerinde de ikinci birim yönetmenliği ve dublör koordinatörlüğünü üstlenmiş olan, bu sayede Ferguson’ın ne kadar atletik olduğuna bizzat tanıklık etmiş Wade Eastwood’du. Ferguson, “Wade beni arayıp silah tüccarı olan, herkesi pataklayan, üç kollu bir uzaylıyı canlandırmak ister miyim diye sorduğunda, yanıtım ‘Ne zaman, nerede olmamı istiyorsunuz?’ oldu” diyor. Ferguson daha on hafta öncesinde doğum yapmıştı ama Eastwood’la konuşmasından birkaç gün sonra makyaj denemelerinde ve Riza’nın peruk provasında hazır bulunuyordu. 

Riza kesinlikle şaibeli bir karakter olsa da, filmin esas kötüleri, H ve M’in dünyayı kurtarmasına engel olmaya kararlı, bir başka gezegenden gelmiş gösterişli suikastçiler olan tek yumurta ikizleriydi. İkizleri canlandıran Laurent Bourgeois ve Larry Bourgeois, Beyoncé ve Jay-Z’yle çalışmış, YouTube videoları dünyada milyonlarca insan tarafından izlenen ünlü birer dansçı ve koreograflar. 

Filmin esas kötülerini Laurent ve Larry’nin canlandırması Gray’in fikriydi. Yıllar önce farklı bir proje için bu iki kardeşle tanışmış olan Gray, ikizlerin inanılmaz dans figürlerinin “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”e eşsiz ve unutulmaz bir çift kötü adam sağlayacağını düşündü. “Sanatçıların hakikaten karakterleri tanımladığı durumlardan biriydi” diyen Parkes, ikizler Larry ile Laurent’ın nasıl projeye dahil edildiğini de şöyle aktarıyor: “Gary Gray ofisimizdeydi. Bize iki olağanüstü dansçının bir videosunu izletti. Laurie [MacDonald] de ben de bu müthiş hareketlerden çok etkilenmiştik. İzlediğimiz videonun adı ‘Rug Dealers’dı ve ben özel efektler izlediğimden emindim; bu adamların dans edişi dijital efektlerle güçlendirilmiş gibi duruyordu ama öyle değildi. Bu kardeşler sokak dansının zirvesinde”.

Hemsworth ise şunu ekliyor: “Çekimler sırasında Laurent ve Larry’yi hayretler içinde izledim. Senkronize olarak hareket ediş biçimleri müthiş etkileyici ve bir o kadar da tedirgin edici. Hem sözel hem de fiziksel olarak birbirlerinin düşüncelerini tamamlıyorlar. İzlemesi müthiş bir şey”.

Larry ve Laurent için bir Siyah Giyen Adamlar filminde rol almak zaten etkileyici olan kariyerlerinde bir zirve noktasıydı. “Herkes gibi biz de büyürken SGA filmleri izlemeye bayılırdık; bugün de hâlâ çok büyük birer Will Smith hayranıyız” diyor Laurent ve ekliyor: “Ve şimdi de bu müthiş serinin tarihinin bir parçası oluyoruz”. 

İkizler çalışmalarına benzersiz bir yaklaşım getirdiler. Larry şunları kaydediyor: “Konuşmaktansa dans etmeyi tercih ediyoruz. Aslında, bizim için en iyi iletişim yöntemi dans etmek. Çocukluğumuzdan bu yana kendi tarzımızı yarattık. İkimiz de mükemmeliyetçiyiz ve aramızda çılgın bir bağlantı var. Yeni SGA filminde F. Gary Gray’in dansımızı ve enerjimizi alıp bizim için mükemmel kötü adamı yaratış biçimi inanılmazdı”.

Daha ayakları yere basan karakterlerden biri, İngiliz aktör Rafe Spall’un (“Shaun of the Dead”, “Jurassic World: Fallen Kingdom”) canlandırdığı, SGA Londra şubesinde üst düzey ajan C’dir. High T’nin koltuğunda gözü olan C şirkette basamakları hızla tırmanmaktadır ve kendisini bir sahtekar olarak gören H’ten şüphelenmektedir. “C, H’in çevirdiği dolabı bildiğini düşünüyor. H ise ona hayatı dar etmekten keyif alıyor” diyen Spall, gülerek devam ediyor: “Fakat C de iş yerinde aynı ölçüde gıcık biri. Her zaman herkese korkunç davranan birini canlandırmak eğlenceliydi. İnsanı fazlasıyla özgürleştiriyor. Hayatımızın o kadar büyük bir kısmını sahte nezaket gösterileriyle geçiriyoruz ki, bunu yapmak zorunda olmayıp bir de üstüne para almak harikaydı!”

Büyük dokunaçlı bir uzaylı ve Ajan H’in eski bir dostu olan Vungus, birkaç yılda bir yeryüzünü ziyaret eder çünkü belirli bir gece kulübünde parti yapmayı sever. Kayvan Novak’ın (“What We Do in the Shadows”) canlandırdığı Vungus’un artık daha büyük endişeleri vardır çünkü bugüne dek yaratılmış en güçlü silaha sahiptir. Senarist Matt Holloway silahı, “Süper sıkıştırılmış bir kara delik gibi” diye tanımlıyor ve ekliyor: “Çölün ortasında yeni bir Büyük Kanyon yaratabilir”.

Serinin muhteşem uzaylı koleksiyonundan tanıdık bazı uzaylı simalar da filmde kendilerine yer buldular. Bunlar arasında yer alan kurtçuk uzaylılar –hâlâ SGA kumanda merkezindeki kafeteryayı dolduruyorlar– ve başka dünyalardan yeni ziyaretçiler Siyah Giyen Adamlar filmlerinin özünü yansıttılar: Tuhaf ile komik olanın bütünleşmesi.

“SİYAH GİYEN ADAMLAR: GLOBAL TEHDİT” DÜNYALARINI TASARLAMAK

Aralarında “Avengers: Endgame”, “Doctor Strange” ve “Guardians of the Galaxy”nin de bulunduğu gişe devi Marvel Sinema Evreni filmlerinin dünyalarını tasarlamış olan yapım tasarımcısı Charles Wood’u “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”te bekleyen bir zorluk vardı: Orijinal filmlerin görüntüsünü onurlandırırken, yeni filmin isminin işaret ettiği gibi, daha global tatlar için yepyeni ve cesurca yönlere ilerlemek. 

Yapımcılar bu amaç doğrultusunda ilk üç filmin geçtiği New York şehri sınırlarından çıkmakla kalmayıp, renk paletini de zenginleştirdiler. Siyah Giyen Adamların dünyanın her yanında var olması uzaylıların da her yerde olduğu anlamına geliyordu. Wood şunu vurguluyor: “Bunu başarmanın en doğal yolu karakterlerimizin ziyaret ettiği yerlerden geçiyordu. New York’taki SGA kumanda merkezinden çıkıp Londra birimine, oradan Fas çöllerine, ardından da Akdeniz’in mavi sularına gidiyoruz”.

Parkes ise “Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit”in yeni görünümü hakkında şunları söylüyor: “Önceki filmlerin tasarımı ABD’de New York şehrindeki Dünya Fuarı’ndan sonra başlayan 1960’ların erken modernizmine dayanıyordu. Bu film içinse, 1930 ve 40’ların muhteşem Art Deco geleneği çerçevesindeki klasik Britanya mimarisine yöneldik –bu gelenek de belirli bir ihtişama sahip bir moderniteydi. Siyah Giyen Adamlar’ın ABD merkezli keskin beyazlarından daha yoğun dokulu bir görüntü bu; biraz daha klasik, şık ve tarihi bir havası var”.

Wood’a göre, bu yeni görüntü Siyah Giyen Adamlar’a etkileyici bir tarihçe de sağlıyor: “Örgütün 20. yüzyılın başından beri var olduğunu söylemek istedik. Dolayısıyla, tasarım anlamında bir bakıma zamanda geçmişe gönderme yapıyoruz”.

Yapımın merkezi iç setlerden birçoğuna ev sahipliği yapan, Birleşik Krallık’taki Warner Bros Leavesden Stüdyoları’ydı. High T’nin silindir şeklindeki ofisinin bulunduğu Siyah Giyen Adamlar Londra biriminin seti; Riza’nın Akdeniz’deki özel mülkünün iç kısmı; Molly’nin çocukken yaşadığı ev; SGA sorgu odası; O’nun yumurta şeklindeki ofisi; Eyfel Kulesi geçit odası; ve Fas’taki antika dükkanı bu stüdyolarda inşa edildi.

Wood uzaylı ikizlerin antika dükkanına girmek için kullandığı “kinetik kapı” için şunu söylüyor: “Kendi etrafında tur atarak açılıyor. İkizler bundan geçip arka odaya giriyorlar. Burada Pawny’yle karşılaşıyorlar. Yaratmak için çılgın bir dünyaydı ama tüm ayrıntılarından dolayı da müthiş eğlenceliydi”.

Wood’un Eyfel Kulesi seti de filmi destekleyen unsurlardandı. Tasarımcı bu setin hikayedeki yerini ve kendisinin bu ayrıntılı sete dair vizyonunu şöyle açıklıyor: “Paris’teki gerçek Eyfel Kulesi’nin en tepesine bakarsanız, kulenin en yüksek noktası olan gözlem güvertesini görürsünüz. Filmde ise Eyfel Kulesi hem başka güneş sistemlerine geçitler içeren bir uzay merdiveni, hem de sizi Paris sokaklarına indiren bir merdiven görevi görüyor. Kulenin iç mekanını başka evrenlerden gelen uzaylıların göçmenlik işlemlerinin yapıldığı –gerçi onlarca yıldır yapılmamıştı– bir Ellis adası ilhamıyla hazırladık. Kulede bir boyuttan diğerine geçebildiğiniz üç büyük kapı mevcut”.

İkiz suikastçilerle karşılaştığımız gece kulübü sekansı, Londra’nın 17. yüzyıldan kalma eski Balık Pazarı olan Billingsgate’te bir mekanda çekildi. 

Birleşik Krallık’taki diğer mekanlar şöyle özetlenebilir: Dışı SGA Londra merkezinin gizli girişi olarak kullanılan Blackfriar Pub; ve M ile H’in klasik Jaguar otomobilinde gizlenmiş silah ve cephanelerini kullanarak uzaylı ikizlerle çatışmak zorunda kaldıkları sahnenin çekildiği Ludgate Hill.

Yapım ekibi Marakeş’te Souk olarak adlandırılan, özel bir ambiyansa sahip ama çoğunlukla curcunalı bir yer olan şehir pazarında çekim yaptı. Bu şehirde çekilen sahneler arasında; Ajan M ve H’in uzaylı ikizlerden kaçmak için bir uzaylı tamirhanesinden uçan motosiklet çaldıkları sahne; suikastçilerin Pawny dışında tüm satranç tahtası nüfusunu katlettiği Fas antika dükkanının dış mekan sahneleri; ve H ile M’in kendilerini başka SGA ajanları tarafından kuşatılmış buldukları Kasbah’daki sekans sayılabilir. Yapımcılar, ayrıca, Merzouga Çölü ve Tanca’da da çekim yaptılar.

Tiren Denizi’nde Napoli açıklarında volkanik bir ada olan İschia, Riza’nın özel adası yerine kullanıldı. Yapım ekibi burada ajanların Riza’nın evine gelip, göz korkutucu koruması Luca’yla karşılaştıkları sahneyi çekti.

Oyuncular ve çekim ekibi orijinal üçlemenin yuvası olan New York şehrini de ziyaret ettiler; özellikle Factory Park’taki Fent Odası’nı –Wood burada SGA kumanda merkezinin “lobisini” yeniden yarattı. İlk Siyah Giyen Adamlar filminde burada tek başına oturan güvenlik görevlisi hâlâ dergi okuyordu.

TAKIM ELBİSELER GİYİLSİN!

Siyah Giyen Adamlar ikonorafisinin kilit öğelerinden biri siyah takım elbiselerdir. Parkes bunun çıkış noktasını şöyle anlatıyor: “SGA ajanlarının nihai bir ikilemi var: Her gün kahramanca şeyler yaparlar ama bunları yaptıkları asla bilinmemelidir. İsimsiz kalmak esastır ve bu, siyah takım elbiselerle başlar. İşin özü ortadan kaybolmaktır. SGA takım elbiselerinin etkileyici yanı kesinlikle unutulur olmaları; fakat bir yandan da onları sinema yıldızlarına giydireceksiniz, yani güzel görünmeliler. Oyuncular bu takım elbiselerin içinde kendilerini güçlü hissetmeliler”. 

Kostüm tasarımcısı Penny Rose, Britanya’nın önde gelen modacılarından Paul Smith’le birlikte çalışarak kişiye özel parçalar yarattı ve ünlü takım elbiseye yeni bir dokunuş getirdi. “Siyah Giyen Adamlar’ı düşündüğünüzde, aklınıza siyah takım elbise geliyor ama bununla yetinemezsiniz. Penny yetinmedi” diyor Parkes ve ekliyor: “O ve Paul Smith İngiliz tarzı bir SGA takım elbisesi yarattılar çünkü New York takım elbiseleri fazlasıyla o bölgeye ve döneme özgüydü. Filmin takım elbisesini yeniden icat ettik”. 

Oyuncular bu kıyafetleri giymek için son derece heyecanlıydılar. “Takım elbiseler sahiden güçlüler; bir ağırlık ve kudret hissi sağlıyorlar” diyen Tessa Thompson, şunu da ekliyor: “Yine de şıklar –ve güçlü, yetkin bir kadına uygunlar. O dünyada olduğunuzu hissettiriyorlar”.

Hemsworth şunu takdir ettiğini söylüyor: “Her bir takım elbisenin küçük bir özel yanı vardı –kişisel bir ayrıntısı. Benimkinin astarı farklıydı”. Hemsworth aynı şekilde H’in yine Smith tarafından tasarlanmış olan sıradışı çoraplarını da sevdiğini söylüyor ve ekliyor: “Bir de gözlükleri taktığınızda, tüm parçalar bir araya geliyordu”. 

Rose, Liam Neeson’ın canlandırdığı High T’ye ona özel bir kıyafet giydirdi: Yelekli takım elbise. “O, SGA Londra biriminin müdürü. Bu yüzden, High T’nin başka kimsede olmayan bir şeyinin olması gerekiyordu” diyor Rose. Ayrıca, tüm takım elbiseler, “özel bir streç teknolojisiyle üretildiği için seyahat sırasında kırışmayacaktı”.

Rose’a göre, “Bir Paul Smith takım elbisesi içinde herkes seksi görünür”. Rafe Spall buna kesinlikle katılıyordu. Fakat takım elbisesi Spall için tarz ve uygunluktan öte, duygusal bir anlam taşıyordu. Bunu şöyle açıklıyor: “Paul’un çalışmaları kalbimde özel bir yere sahip çünkü ben çocukken babam her Noel’de bize Paul imzalı bir kıyafet alırdı”.

Rose SGA’nın başka dünyalardan çalışanları için siyah takım elbisenin uzaylı versiyonlarını da tasarlamaktan keyif aldığını belirtiyor ve şunları söylüyor: “Siyah takım elbisenin yeniden icat edilmiş, uzaylı bir versiyonunu giyiyorlar. Örneğin, vücuda eldiven gibi oturan ceketleri hakikaten eldivenden, takım elbiseleri de emniyet kemerinden yapıldı”. Filmin kahramanlarının giydiği kostümler uzaylı suikastçilerin giydikleriyle keskin bir tezat oluşturdu. Rose bunu da şöyle açıklıyor: “İkizler kesinlikle çok eğlenceliler ama onları bir kaba sığdırmak çok zor çünkü enerji düzeyleri inanılmaz yüksek. Bu yüzden, onlara giydireceğimiz kostümler için aradığımız tarz şöyle bir karışımdı: Biraz uzaydan dünyaya yeni inmiş, biraz evsiz, biraz da sokak insanı havası veren kostümler”.

ARAÇ GEREÇLER

İçerdiği bilimkurgu öğeleri düşünülünce, filmde çeşitli yüksek teknolojili araç gereçlerin ve taşıtların olmasında şaşılacak bir şey olmasa gerek. İlk filmlerdeki SGA araç gereçlerini onurlandırmak çok önemli olsa da, yapımcılar bu noktada bir kez daha cesur ve beklenmedik yönlere saptılar. 

SGA’yla özdeşleşmiş aletlerden biri kaleme benzer Nöralizör’dür. Söz konusu alet beyindeki elektronik uyarıları izole ederek, hedef tanıkların hatıralarını siler, onları hipnotik bir duruma sokarak sahte anıların yüklenmesine uygun hâle getirir. Bu sayede, SGA’nın ve dünya üzerindeki uzaylıların varlığının kamudan gizlenmesi mümkün olur. “Star Wars için lazer kılıcı ne ise, SGA de için Nöralizör o” diye özetliyor Parkes. 

Yapım ekibi, Wood ve aksesuar modelcisi Pierre Bohanna (kendisi bazı Star Wars, Harry Potter ve James Bond filmlerinde çalışmıştır) yönetiminde, Nöralizör’ü modernleştirdi ama aygıtın özünü ve alışılmış hissini korudu. “İkonlaşmış olduğu için Nöralizör’ü fazla değiştirmedik. Mekanizmaya biraz daha animasyon ekleyerek açılma ve işleyiş şekline biraz farklı bir hava kattık ama tasarımı izleyicilerin ilk filmlerde görüp sevdiği şekliyle, değiştirmeden koruduk” diyor Bohanna.

Wood’un sorumlu olduğu bir diğer tasarım unsuru filmlerdeki kilit taşıtlardı. Will Smith ve Tommy Lee Jones bir Ford LTD Crown Victoria kullanıyorlardı. Chris Hemsworth’ün canlandırdığı H ile Tessa Thompson’ın canlandırdığı M ise büyük güncellemelerden geçmiş araçlar kullanıyorlar: Klasik bir Jaguar SJ6 ve bir Lexus RC F. Jaguar için tekerlekli bir cephanelik demek yerinde olacaktır çünkü tepeden tırnağa her yerinde ileri teknoloji silahlar bulunuyor. Kapı koluna uzandığınızda elinize bir silah gelecektir. Benzin deposu kapağını çekin, elinize daha da büyük bir silah gelecektir. Camında beş farklı tabanca sıralanmıştır. Ajanlar arka tampondan mitralyöz çıkartabilirler –tekerlek kapağı da mitralyözün şarjörüdür. Egzoz borusu ise bir roketatardan aşağı kalmaz.

Lexus RC F de yakından bakılmaya değer bir taşıttır. İlk Siyah Giyen Adamlar filmindeki 1980’lerin Ford LTD Crown Victoria’sına saygı duruşu olarak serinin hayranlarını mutlu edecek bu RC F modeli büyük kırmızı düğmeye basıldığında uçma özelliğine de sahiptir. 

Filmde gökyüzüne çıkan bir diğer taşıt uzaylı motosikletidir. Wood bu taşıt için şunları söylüyor: “Eğlenceli bir araçtı bu. Marakeş’teki sahne için o dünyadan olabildiğince uzak bir taşıt ve şekil istedik. Hava motosikleti için kocaman bir vantilatörü olan büyük bir ön kısım tasarladık; arkadan çılgın alevler çıkaracak bir türbin eklemeyi de ihmal etmedik. Bu araç şehrin dar sokaklarına sığacak kadar da çevik olmalıydı. Yaklaşık 30 farklı tasarım yaptıktan sonra herkesi memnun eden bir modele ulaştık. Bu taşıttan dört adet ürettik”.

Yeni film De-Atomizer olarak bilinen standart SGA silahının üst modelini –Seri 7– içeriyor. Araç gereçler, silahlar, yaratıklar ve kostümler Siyah Giyen Adamlar filmlerinin bu kadar sevilmesini sağlayan etkileyici dünyayı yaratmanın ayrılmaz bir parçası. Fakat tüm bunların ötesinde, daha da etkileyici bir sihir bulacaksınız. Walter Parkes bunu şöyle açıklıyor: “‘Siyah Giyen Adamlar: Global Tehdit’ sizi yeterince dikkatli bakarsanız görebileceğiniz heyecan verici saklı bir dünyada bir serüvene çıkarıyor. Umuyoruz ki eğlenmenin yanı sıra, sinema salonundan çıktığınızda dünyamıza yeni bir açıdan bakacaksınız”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here